Geçtiğimiz günlerde İngiliz medyasına yansıyan bir haberde sanayi bölgesinde bulunan iki işletmenin kundaklandığı yazıyordu. Her ne kadar ilk bakışta sıradan bir üçüncü sayfa haberi gibi görünse de aslında işin arka planı oldukça farklı. Çünkü kundaklanan iş yerleri Ukrayna Ordusu için üretim yapan yerlerdi. Ve son dönemlerde Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde bu tür olaylar artmıştı.

Diğer örneklerle birlikte değerlendirildiğinde yaşananları istihbarat örgütleri arasındaki mücadelenin yeni duraklarından biri olarak nitelemek pek de zor değil. Ancak arka plandaki motivasyonu anlamak gelecek dönemler için çok değerli. İşte biz de hem ‘endüstriyel sabotaj’ olarak bilinen bu kavramı daha iyi öğrenmek hem de madalyonun farklı yüzlerini idrak edebilmek için askeri ve istihbari alanda çalışmalara imza atan, ayrıca süreci de yakından takip eden Tolga Ökten ile konuştuk…

Londra'daki sanayi bölgesinde çıkan yangında Rusya'nın parmağı olduğu iddia ediliyor.[Londra'daki sanayi bölgesinde çıkan yangında Rusya'nın parmağı olduğu iddia ediliyor.]

Sabotaj kavramı istihbari faaliyetler için çok kritik

Ökten önce meselenin genel bir çerçevesini çiziyor… İstihbarat teşkilatlarının öncelikli görevinin sistemdeki aktörlerden kaynaklanabilecek tehditleri anlamak ve bunları önlemek olduğunu söylüyor. Tabii ki sadece bu iki alanla sınırlı değil. Ökten’e göre asıl meselelerden biri de istihbarat örgütlerinin dış politikadaki etkinlikleri.

Dış politikada ‘diplomatlar’ ve hatta gerekirse ‘ordular’ varken neden istihbarat örgütlerine iş düştüğünü merak ediyoruz. “Diplomasi ile sonuç alınamayan ancak hukuki ve siyasi nedenlerle orduların da kullanılmadığı senaryolarda istihbarat teşkilatlarının devreye girdiğini biliyoruz” diyor Ökten.

‘Örtülü’ ya da ‘özel faaliyetler’ olarak da adlandırılan bu alanda teşkilatların suikast, sabotaj, yıkıcı faaliyetler ve yasa dışı örgütlenmelerin desteklenmesi gibi adımlar atabileceğinden bahsediyor. “Gri bölgede yer alan bu faaliyetler güncel literatürde hibrit savaş olarak da adlandırılıyor” bilgisini paylaşıyor.

Rusya adına çalışırken İngiltere için casusluk yapan Alexander Litvinenko, radyoaktif polonium-210 ile zehirlenmişti.[Rusya adına çalışırken İngiltere için casusluk yapan Alexander Litvinenko, radyoaktif polonium-210 ile zehirlenmişti.]

“Rusya için istihbarat örgütleri etkili bir dış politika aracı”

Bu noktada söylemini daha somut bir zemine oturtuyor Ökten ve Rusya örneğini veriyor… Rusya’nın elindeki farklı istihbarat servisleri üzerinden kimi zaman Çeçen komutanlara kimi zaman Devlet Başkanı Putin’e muhalif olan isimlere kimi zaman da ‘taraf değiştiren’ aktörlere yönelik adımlarını anımsatıyor.

Bugünlerde Kremlin’in ajandasında ilk sırada Ukrayna ile yürütülen savaş var. Tolga Ökten, yukarıdaki girişinin ardından konuyu buraya getiriyor. Savaşın başından itibaren Ukrayna’ya ait askeri tesisler ve lojistik hatların Rusya için ‘öncelikli hedef’ olduğu sır değil. Ancak bir parantez açıyor Ökten ve savaşın uzaması nedeniyle iki ülke için de ‘üretim gücü’ meselesinin öncelikli bir hal aldığını söylüyor.

Haliyle gerek Kiev gerek Moskova için önceliğin ‘üretimi doğrudan hedef almak’ olduğuna işaret edip, “Bu bağlamda Rus Askeri İstihbarat Servisi GRU’nun Wagner üzerinden organize ettiği sabotajlarla İngiltere ve İspanya’daki tesislere yönelik kundaklamalar gerçekleştirdiği iddiası dikkate değer. Ayrıca yakın dönemde Çekya’da faaliyet gösteren bir silah fabrikasında yaşanan patlama ve Bulgar vatandaşı iki silah üreticisinin zehirlenmesi vakalarının GRU bağlantılı olduğu değerlendiriliyor. Ukrayna savaşı uzadıkça bu tarz eylemlerin daha da artacağı kanaatindeyim” ifadesini kullanıyor.

Hollanda İstihbaratı'na çalışan bir ismin, 2007'de İran'daki nükleer tesise düzenlenen sabotajda yer aldığı iddia edilmişti.[Hollanda İstihbaratı'na çalışan bir ismin, 2007'de İran'daki nükleer tesise düzenlenen sabotajda yer aldığı iddia edilmişti.]

Endüstriyel sabotajları engellemek mümkün mü?

Ökten’in son zamanlarda karşılaştığımız örnekleri anlattıktan sonra gelecek dönemde de benzer işler görebileceğimizi söylemesi dikkate değer. Bu noktada bahsi geçen saldırıları engellemenin mümkün olup olmadığını merak ediyoruz.

Sabotaj tarzı faaliyetlerin önlenmesi için yürütülen faaliyetlerin ‘İstihbarata Karşı Koyma’ (İKK) dalının sorumluluğu altında olduğunu vurgulayıp, devam ediyor:

“Bu kapsamda istihbarat teşkilatları ofansif İKK faaliyeti çerçevesinde hasım servislerin faaliyetlerini kontrol altına almaya çalışır. Ancak bu madalyonun sadece bir yüzü. Madalyonun diğer yüzünde defansif İKK ve güvenlik önlemleri kapsamında kendi kurumlarının güvenliğini sağlamaları da gerekli.”

Rusya-Ukrayna savaşı sahada devam ederken arka plandaki istihbarat savaşları denklemi doğrudan etkiliyor.[Rusya-Ukrayna savaşı sahada devam ederken arka plandaki istihbarat savaşları denklemi doğrudan etkiliyor.]

Kritik kurumlarda çalışan personele çok iş düşüyor

Bir yumuşak güç olarak AKINCI: Sivil ve insani misyon Bir yumuşak güç olarak AKINCI: Sivil ve insani misyon

Tolga Ökten, istihbarat örgütü tarafından yürütülen bir faaliyet için bilgi ve personel güvenliğinin ön plana alınmasının şart olduğunun altını çiziyor. “Ayrıca savunma sanayii başta olmak üzere kritik sektörlerde çalışan personelin bu zihniyeti iyi anlaması gerek” diyor.

Son dönemlerde dikkat çeken bir başka mesele ‘yalnız aktör’ eylemlerinin artması. Biz genelde istihbarat örgütlerinin başka bir ülkenin istihbarat örgütüne dair önlemlerini okuyoruz. Ama yalnız aktör eylemleri de istihbarat adına çok ciddi tehditler.

Ökten burada önemli bir parantez açıyor ve her ne kadar yangınlar, suikastlar üzerinden örnek vermiş olsak da sabotaj meselesini çok boyutlu düşünmek gerektiğine dikkat çekiyor:

“Terör örgütü adına hareket edip eylem yapan silahlı saldırganların yanı sıra Edward Snowden ve Jack Teixeira gibi kendi harekete geçen ifşacılar da kurumlar açısından önemli bir tehdit unsuru.

Bu senaryoda kişisel/kurumsal seviyede sorun yaşayan çalışanlar kendilerini tatmin etmek ya da kurumlarından ve ülkelerinden intikam almak için harekete geçebiliyor. Tek bir zayıf halkanın bütün faaliyet zincirinin güvenliği için tehdit yarattığını unutmamak gerek.

Bu çerçevede, tehdidin çok boyutlu yapısı dikkate alınarak gerek espiyonaj gerekse sabotaj eylemlerine karşı savunma hattı kurulurken unutulmaması gereken hususlar var. Örneğin, savunma sanayi şirketleri ile istihbarat ve güvenlik teşkilatları arasındaki stratejik iş birliği mekanizmaları kesinlikle güçlendirilmeli. Ayrıca karşılıklı tecrübe paylaşımı da arttırılmalı. Bu yol haritası sadece savaşta olanlar için değil Türkiye dahil tehdit altındaki tüm ülkeler için geçerli.”